Yüksek gerilim hattı
Bu senaryo bizim aile için en hafiflerinden biri.
Bunun 4 kişi evden karmaşa içinde çıktığımız versiyonu oldukça popüler.
Suları aldın mı, Denize yedek kıyafet koydun mu?
Sesimizin mahallemizin sessiz sokaklarında yankılanması da meşhur :
"Deniz dur bekle, Mercan dur daha hazır değiliz, bekleyin, geçmeyin karşıya"
Evden çıkış halleri de karmaşa içinde olsa da aile içi "silahların çekilmesi" eve dönüşe denk geliyor.
Eve dönüşte ebeveyn cephesinde açlık ve yorgunluk hakim,
üstelik çocuğun/çocukların "memnuniyetsizlik" hamlesine hiç hazır değiller.
Üstelik konu bu değil.
Kumda yuvarlandıkları düşünülürse her hangi bir konuda konuşmaya ayıracak vakitleri yok,
acilen banyo yapılması ve ardından yemek yenmesi gerekiyor.
Çocuk cephesinden (tabi ki) banyo talebine gecikmesiz bir "HAYIR" karşılığı patlıyor,
bu hayır'a sızlanmalar ve hatta ısrar devam ederse çığlıklı ağlamalar eşlik ediyor.
Zihinlerinde çocukları çabucak banyoya götürmek için "otomatik davranışlar menüsü" açılıyor.
1- Manipulasyonlar : "bak böyle yaparsan annen olmam ama hadi tatlım"
2- Suçlamalar : "hep böyle yapıyorsun, ne kadar tatminsiz bir çocuksun"
3- Cezalar: "bi daha böyle yaparsan bi daha parka gitmeyiz".
4- Otoritenin kim olduğu hatırlatma: "Şimdi bir kelime daha duymak istemiyorum, doğru banyoya"
5- Duygunun sorumluluğunu çocuğa yıkma : "beni üzüyorsun", "böyle devam edersen kızacağım!"
Peki bu mu gerçekten istediğim?
Banyo yapsın -> yemeğini yesin -> uyusun da -> ben de dinlenebileyim.
A aa ne dedim ben.
Dinleneyim mi dedim?
İşte bütün hikayenin altında yatan şey : Dinlenmek isteyen bir insanoğlu.
İhtiyaçları
karşılanmadığı için alarma geçmiş, ve bağlantı kuramazsa bir an sonra
öfkesine yenik düşecek, sonrasında utanç-suçluluk döngüsünde yolunu
kaybedecek bir insanoğlu.
Dinlenmek deyince bir duruyorum.
Tam o bilmem kaç volt elektrik yüklenmiş o gerilim hattına birkaç nefesle yasıma alan açıyorum.
"Şu anda çok yorgunum ve dinlenmek istiyorum."
Burada bir değişim başlıyor. Anlıyorum neden gözlerimden ateş fışkırıyor.
Anlaşılmak gerilim hattını bir anda silip yerine hüzün getiriyor. Sızı getiriyor. Belki iç çekiyorum birkaç kez.
Belki
gözlerim doluyor. Karşılanmayan bu çok kıymetli ihtiyacıma, ona geri
geleceğime söz vererek bir başka ihtiyacımla göz göze geliyorum.
"Aynı zamanda çocuğumun hijyenik bakımına ve beslenmesine destek olmak benim için çok kıymetli.
Bana hayır dediğinde çaresizlik duydum, bu konuda anlayış ve işbirliğine ihtiyacım var."
Evin kapısına geldiğimizde içimde "acaba kızımda neler oluyor" diyecek kadar bir yer olduğunu görüyorum.
"Hmm..
O da aç ve halsiz ancak yorgunluktan bunu farkedemiyor olabilir.
Bendeki zorlamaya karşı direnç gösteriyor, tek bir şeyin dayatılması
yerine belki bir kaç seçeneği olmasını ve kendi tercihini yapmayı
isterdi ve onun ihtiyaçlarının da hesaba katılmasını"
Sesim
ve bedenim "zorlama" halinden çıkıp ortak bir yol bulma frekansına
geçince, söyleyeceklerimden çok önce bu işaretler kızıma geçiyor bile.
"Hemen banyoya gitmek istemiyosun galiba? Yorgun musun? Önce bir 5 dk soluklanmak ister misin?"
(Hayat bu ya, pırıl pırıl bir şefkat ile yaklaştığımız kişi hemen boynumuza atlayıp teşekkür etmeyebiliyor)
"Yorgun değilim ki ben! Hiç oynamadım bile bugün parkta"
(Hmm
bugün 4 saatimi arkadaşıyla oynaması için parkta geçirdim, bir teşekkür
edebilirdi.. derken çakalım, takdir edilme ihtiyacımı görüyorum. Ve bu
ihtiyacıma da onu gördüğümü söylüyorum ve onu dile getireceğime dair söz
veriyorum. Kızımla bağlantıya geri dönüyorum, ve onun oyun ihtiyacını
farkediyorum ve bir ampül yanıyor)
"Parkta
daha fazla oynamayı isterdin sanırım, bu konuyu yemekte konuşmaya ne
dersin? Ben yemek hazırlarken biraz küvette oynamak ister misin desem?"
"Heeeey eveeet!!"
Her
çatışmada bu kadar kısa sürede anlaşmaya varılmayabilir, her diyalog
"heeey" ile bitmeyebilir. Pilim bu bağlantıları kurmaya yeterli
gelmeyebilir. Hayatın bir çok özel senaryoyla karşı karşıya geldiğimizin
farkındayım.
"Bilmem kaç volt gerilim hattında" o anda elimden gelenin en iyisini yapsam da arzu ettiğim bağlantılar kurulmayabilir.
Kendimden hatasızlığı, mükemmeliği beklemek, o gerilimi yukarı artırmaktan başka bir işe yaramaz.
Yas ve hüznün olduğu yerde benim için neler değerli onu görebilir ve buradan öğrenmeler çıkarabilirim.
Mevcudiyet
benim için çok önemli, mevcudiyetim azalınca kendimle bağlantı
kuramıyorum ve kayboluyorum. Pilim %50 den aşağı indiğinde bunu
farketmek çatışma anlarında daha çok sayıda ve yaratıcı stratejiler
görebilmeme yardım edebilir.
Kızım ve
benim keyfimiz yerinde olduğu ve bağlantıda olduğumuz bir anda
çabalarımla görülmenin ve takdir edilmenin benim için ne kadar önemli
olduğunu dile getirebilirim.
Diyeceğim o ki dostlar,
Bu bir iyimserlik masalı değil. Lala diyarı değil.
Bu hayatın "bağlantı" hali. Sihir de keramet de bu.


Yorumlar
Yorum Gönder