MECBURİYETTEN

Şiddetsiz İletişim'i birisine anlatmak istediğimde en çok zorlandığım konu nereden başlayacağımı bilememek. Yıllarca analitik tarafı aktif olmuş bir kişi olarak konuyu toparlamak için "verimli" bir yol haritası çıkarmaya epey kafa yordum. Eleştirel tarafım bir kaç yazı sonra daha etkin bir yol bulduğunu düşünüp beni beceriksiz olmakla suçlayabilir. Sırası geldiğinde onu da dinleriz. Başlayalım bakalım, yol bizi nereye götürecek..

MFÖ'nün bir şarkısı vardı. Mecburen mecburen... erken kalkmak mecburen, işe gitmek mecburen, mecburen mecburen, mecburiyetten!

Acaba gerçekten mecburen mi? Mecbur olarak yaptıklarımın arkasındaki seçimler neler olabilir? Kendimi birşeye mecbur ettiğimi düşündüğümde hayatla ve kendimle ve ailemle ve sevdiklerimle ilişkim nasıl değişiyor?

Bir yere isteyerek gidiyorsam sekerek yürürüm. İçimde şarkılar çalar, hatta kimse yoksa ıslık çalarım. Güneş daha parlak, çimler daha yeşil.

İstemeyerek bir yere gidiyorsam sürünerek giderim. Ayaklarım geri geri gider. Hatta öyle durumlarda karşımdan sırıtarak geçen kişiye gıcık olurum ve ne var sırıtacak zaten herşey b.ktan, ne var da sırıtıyosun diye içimden söylenirim bile.

Birinde hayatla güçlü bir bağım varken diğerinde bağlantım kopuk.
Birinde hayat doluyum, diğerinde isteksiz ve hatta nefret doluyum.

İstemeyerek gittiğim yere niye gidiyorum? Çünkü gitmek zorundayım!
İstemediği yere bedenimi niye sürüklüyorum. Niye "götürülüyorum"? Çünkü gitmezsem olmaz..

Gitmezsem olmaz. Gitmezsem ne olmaz?

Birileri için, birisi için, bir şey için yolda olduğumu düşünmek beni yaşayan bir canlı olmaktan çıkarıp programlanmış bir makineye çeviriyor. A noktasından B noktasına gitmek üzere programlanmış bir makine.

Peki nasıl daha canlı olacağım, nasıl daha çok duyacağım bu canlı tarafımı?

Gelin bir alıştırma yapalım.

Alıştırma

1. Adım

Mecburen yaptığınız birşey düşünün. Mümkünse yazın.

Şimdi bu cümleyi okuyun.. Birkaç kez okuyun. Yavaşça okuyun. Sesli okuyun. Gözünüzü kapatıp içinizden tekrar edin.

Ne hissediyorsunuz? Bedeninizi duyumsamaya çalışın. Boşvermiş ve teslim olmuş gibi misiniz? Duyumsamaya dirençli misiniz? Savaşa gider gibi misiniz? Gergin misiniz? Diken üstünde misiniz? Nefes alıp verişinize bakın.

2. Adım

Şimdi bu mecburiyetinize kulak verin. Siz ikinci bir kişi gibi karşısına geçin ve ona sorun. Neden bunu yapmak zorundasın? Yapmazsan ne olacak? Onu dinleyin ve yeni mecburiyetler öne sürdükçe tekrar sorun peki bunu neden yapmak zorundasın?

Bu eylemi , bu seçimi yaparak kendinin hangi ihtiyacını korumuş oluyorsun?

İhtiyaçlar listesi cevabı bulmanıza yardımcı olabilir, buradan ulaşabilirsiniz.

Bir rahatlama, çözülme, netlik bulana kadar çakallarınızla sohbete devam edebilirsiniz. Ama hatırlatayım, hikayelerden çok duygu ve ihtiyaçlar temelinde bir sohbet olması netlik kazanmanıza katkı sağlayacak.

İhtiyaçla bağlantıya geçtiğimizde bedenimizde bir rahatlama hissederiz. Bir nefes verme, omuzların gevşemesi, arkana yaslanıp rahatlama. Gergin ve korumacı halimiz devam ediyorsa ihtiyacımızla henüz bağlantı kuramamış olabiliriz.

Örnek :

1. Adım

"Akşam yemeği hazırlamak zorundayım."

Bu cümleyi söylediğimde hayatı bir zorunluluklar silsilesi olarak görmeye meyilli oluyorum ve önce kızgınlık yükseliyor içimde. Bir süre sonra da üzüntü. Her gün akşama birşey hazırlamak zorunda olmayı sevmiyorum. Her gün yemek yapmayı çok sıkıcı buluyorum. İçim sıkılıyor tencere, tava görünce. (Burada çocukluk hikayeleri, geçmiş bağlantıları gelebilir, defterinize içinizden gelen herşeyi sansürsüzce dökün)

İhtiyaçlarımla bağlantı kuramadığımda bedenimde ne oluyor?
İçim sıkılıyor, üstümde bir ağırlık hissi olduğunu farkediyorum. Nefesimi tutuyorum. Omuzlarım içe doğru kapanıyor. Kamburlaşıyorum.

 
2. Adım

"Akşam yemeği yapmazsan neyi kaybedeceksin? Senin için bu kadar önemli olup seni bu zorunluluğa iten şey ne?"

- Sürekli yemek yapmayı sevmiyorum..

+ Yine de yapmak istiyorsun, neden?

- Akşam yemeği saatine özen göstermek istiyorum çünkü gün boyu ailenin bir arada olabildiği özel bir yer sağlıyor.

+ Ailenin bir arada vakit geçirmesi önemli senin için?

-Evet! Yemek saati çok önemli benim için ama zaten bir sürü şeyle ilgileniyorum bi de yemek yapmak! Öff! Hem de sürekli. Yoruluyorum! (Burada söyleyecekleriniz bir mola vermedikçe sözünü kesmeyin, ne varsa dökülsün)

-Biraz dinlenmek mi isterdin?

-Evet. Dinlenmeye hiç vakit ayıramıyorum.

Ve bu noktada bir nefes veriyorum. Belki gözlerim doluyor. Daha fazla söyleyecek bir şeyim yok aslında. Karşılayamadığım bu ihtiyacımın yasını tutabilirim (Bkz : Yas)  ya da olabiliyorsa karşılamak için ne yapabileceğime dair yaratıcı bir çözüme ulaşmaya çalışabilirim (Bkz : Rica) . Buralara sonraki yazılarda değineceğim.

İhtiyaçlarımla bağlantı kurunca bedenimde ne oluyor?

Bu iki ihtiyacımla bağlantıya geçtiğimde bedenimde ne oluyor ona bakıyorum. "Bağlantı" ve "dinlenme". Düşünüyorum. Hayal ediyorum. Ne kadar güzel olduklarını düşünüyorum. Hep beraber yemek yiyoruz, konuşuyoruz. Belki konuşmuyoruz. Ama bir aradayız. Sonra dinlenebildiğim bir aralık olduğunu düşünüyorum. Bir sıcak kahve, bir müzik molası. Yüz kaslarım gevşiyor. Omuzlarım gevşiyor. Nefesim rahatlıyor.


Özet olarak;

Yemek hazırlamanın benim için bir mecburiyet değil aile bağını bir arada tutmak, bağlantı ihtiyacımı karşılamak için seçtiğim bir "strateji" olduğunu gördüm.(Bkz:Strateji)  Çocuklarımın sağlıklı beslenmesi de olabilirdi stratejim. Bunun da yine benim kendi ihtiyacım olan "özen gösterme", "şefkat","sevgi" gibi ihtiyaçlarımdan doğduğunu görebilirdim.

Kendimi yemek yapmaya zorladığımda dinlenme ihtiyacımı göz ardı ederek içimde kıpırdayan canlı hayatın nefes almasını engelliyordum. Canlı hissedemediğimde nefret, kin, kendimle bağımın kopması sonucu birine fatura çıkacaktı.. belki eşime belki çocuklarıma belki topluca yüklü bi fatura kendime..

Aslında ailemle bağlantıda olmak, onlara özen göstermek isterken günün sonunda belki gergin bir hava, sevimsiz bir tartışma, belki mutsuzluk, belki küslük olacaktı yemeğin yanında.

Alıştırmayı yaparsanız benimle de paylaşabilirsiniz, sorularınıza da açığım.
Şimdilik bu kadar.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
İçimdeki kıpırtıyla..

Yorumlar

Popüler Yayınlar