KONU BENİM
" Ne kadar huzurlu.. Ne kadar kolay bağlantı kuruyor.. Ben asla onun gibi olamam ki. Niye uğraşıyorum o zaman. Boşa kürek sallıyorum. Boşa zaman kaybediyorum. Ne işim var ki burda? Daha dünya kadar da yolum var eve dönüşte. Hava da buz gibi. Amaaan zaten niye geldim ki çok saçma.."
Canım çakallarım dün seke seke gittiğim derste sinsi sinsi yanımda oturdular. Eğitmenim Yoram'a kafayı taktılar. Onun derslerinde tecrübe ettiklerim, farkına vardıklarım, şahit olduklarım bu zamana kadar ilham verici bir deneyimken dün akşam kaçıp gitmek istedim. Aslında konunun Yoram'la hiç ilgisi yok. Konu benim.
İçimdeki Asu'lardan birinin konuşmaya ihtiyacı var. Beni arıyor. Ancak ne dediğini anlamıyorum.. hatlar kopuk, iyi çekmiyor. İçimden bi ses "pencere kenarında iyi çekiyor." diyor ama yok yerimden kalkmak istemiyorum. Az çok ne demek istediğini biliyorum. Aslında beni zora sokan nokta biraz da bu. Az çok ne istediğini bildiğimi sanıyorum. Boşlukları kendim doldurup öylesine cevaplar veriyorum. Eğer bıkkınsam, merak etmiyorum. Kesin yine aynı mevzu diyorum, dinlemek gelmiyor içimden.
Acaba neden bu kadar eminim?
Neden "Pencere kenarına kim gidicek şimdi, hep aynı terane amaan" diyorum.
Biliyorum ki öğrendiklerimi uygulamak adına, pratik yapmak adına, kuralına uymak adına hareket edersem; yapmak zorundayım yoksa öfkeleniyorum motivasyonuyla pencere kenarına gidersem.. Gönüllü değilsem, merak duymuyorsam, içimde "tam bir evet" yoksa yaptığım eylemden kimseye hayır gelmez. Aksine kendimden daha çok nefret ederim, istemeye istemeye beni yerimden kaldırandan da.
"Dinlemeye hiç gerek yok, ne demek istediğini biliyorum" diyen sesin bir baskı altında hissettiğini görüyorum. Bunu zor bulduğunu, yorulduğunu, artık yapmak istemediğini..
"Biraz rahat bıraksana beni" diyor. "pratik,pratik, yeter artık!"
Rahatsız oluyorsun ve özgür kalmak mı istiyorsun diyorum. Çok derinden bir iç çekiyor, ve evet diyor.
Hani üniversitede o ders vardı ya. Ayaklarının geri geri gittiği ders. Hoca tam bir gıcık. Dersi desen anlamıyorsun. Akşam da geç yatmışsın, uykusuzluk gözünden akıyor. Sınıfa gidiyorsun, hoca gelmemiş diyorlar, ders yok! Nasıl bir rahatlama yayılıyor vücuduna hatırla. O sınıfa girmeye zorladığın bedenin artık özgür.
Tam olarak öyle bir his vücut buluyor.
Kendimi hemen! şu anda! ne olduğunu çözmeye zorlamak özgürlüğümü tehdit ediyor. Telefonda arayan "özgürlük" ihtiyacımı dile getirmek isteyen bir Asu. Ancak çakal diliyle(*) konuşuyor. "Hep aynı terane" derken "kendini zorlamanı istemiyorum, bunu daha sonra yapmakta özgürsün" demek istiyor. Ne hayat dolu bir özgürlük savunucusu aslında! Tabi ki son teknoloji zürafa kulaklığımı(**) takıp dinleyebilirsem.
Bikaç söyleyeceği şey daha çıkıyor, özgürlük ihtiyacı anlaşıldığına emin olduktan sonra. Ben sormadan o söylüyor.
-Biliyo musun bi de şu var hep aynı yerde dönüp duruyorsun, hiçbir ilerleme göremiyorum
+Yerimde saymak yerine bir ilerleme göstermemi mi isterdin?
-Elbette!
Rahatlayan bedenimde şimdi hayat doluluk hissediyorum. Heves. Yaşama isteği.
İlerlemek.. Bunun ne demek olduğunu araştırıyorum biraz. Evirip çeviriyorum, kokluyorum, dokunuyorum. İlerlemek.. Yerimde saymak yerine ilerlemek. Özlemini çektiğim bu kelimenin bendeki çağrışımlarını detaylandırıyorum.
İlerleme özlemimin bir amaca doğru ilerlemek için eyleme geçmek gibi bir karşılığını buluyorum. Bunu tanımlayabildiğimde sanki artık ayağım yere basıyor gibi hissediyorum. Netim.
Sanki o en başta huzursuz sesiyle telefonda "mızmızlanan Asu" da anlaşıldığı hissiyle arkasına yaslanıyor.
Ne yapabilirim diye araştırıyorum bu kez.. Bi süre sonra cevap çıkıp geliyor.. Şiddetsiz İletişim'le ilgili tecrübe ettiklerimi somutlaştırmak diyorum.. Gözümle görebileceğim, belki sonra dönüp okuyabileceğim, belki birilerinin okuyabileceği yazılar yazmak şeklinde bir eylem öneriyorum kendime..vakti geldikçe. aşka geldikçe.
Üstüme oturan öküz kalkıyor, bu satırları yazarken. Demek ki diyorum tüm Asu'lardan aldığım oybirliğiyle evet!
Büyük bir keyif aldım yazıyı yazarken. Hazır olduğum için. İstediğim için. Merak ettiğim için. Gönlümden yükseldiği için. İhtiyaçlarımı gördüğüm ve görmekle onlara can verebildiğim için, kıpır kıpır kanlı canlı hissettiğim için. İçimdeki ve dışımdaki hayata büyük bir sevgi duyabildiğim için.
(*) Çakal dili, Şiddetsiz İletişim'de yargıları, etiketleri içeren dili tanımlamak için kullanılır.
(**) Zürafa kulağı, Şiddetsiz İletişim'de empatiyle dinleme becerisini tanımlamak için kullanılır.
Canım çakallarım dün seke seke gittiğim derste sinsi sinsi yanımda oturdular. Eğitmenim Yoram'a kafayı taktılar. Onun derslerinde tecrübe ettiklerim, farkına vardıklarım, şahit olduklarım bu zamana kadar ilham verici bir deneyimken dün akşam kaçıp gitmek istedim. Aslında konunun Yoram'la hiç ilgisi yok. Konu benim.
İçimdeki Asu'lardan birinin konuşmaya ihtiyacı var. Beni arıyor. Ancak ne dediğini anlamıyorum.. hatlar kopuk, iyi çekmiyor. İçimden bi ses "pencere kenarında iyi çekiyor." diyor ama yok yerimden kalkmak istemiyorum. Az çok ne demek istediğini biliyorum. Aslında beni zora sokan nokta biraz da bu. Az çok ne istediğini bildiğimi sanıyorum. Boşlukları kendim doldurup öylesine cevaplar veriyorum. Eğer bıkkınsam, merak etmiyorum. Kesin yine aynı mevzu diyorum, dinlemek gelmiyor içimden.
Acaba neden bu kadar eminim?
Neden "Pencere kenarına kim gidicek şimdi, hep aynı terane amaan" diyorum.
Biliyorum ki öğrendiklerimi uygulamak adına, pratik yapmak adına, kuralına uymak adına hareket edersem; yapmak zorundayım yoksa öfkeleniyorum motivasyonuyla pencere kenarına gidersem.. Gönüllü değilsem, merak duymuyorsam, içimde "tam bir evet" yoksa yaptığım eylemden kimseye hayır gelmez. Aksine kendimden daha çok nefret ederim, istemeye istemeye beni yerimden kaldırandan da.
"Dinlemeye hiç gerek yok, ne demek istediğini biliyorum" diyen sesin bir baskı altında hissettiğini görüyorum. Bunu zor bulduğunu, yorulduğunu, artık yapmak istemediğini..
"Biraz rahat bıraksana beni" diyor. "pratik,pratik, yeter artık!"
Rahatsız oluyorsun ve özgür kalmak mı istiyorsun diyorum. Çok derinden bir iç çekiyor, ve evet diyor.
Hani üniversitede o ders vardı ya. Ayaklarının geri geri gittiği ders. Hoca tam bir gıcık. Dersi desen anlamıyorsun. Akşam da geç yatmışsın, uykusuzluk gözünden akıyor. Sınıfa gidiyorsun, hoca gelmemiş diyorlar, ders yok! Nasıl bir rahatlama yayılıyor vücuduna hatırla. O sınıfa girmeye zorladığın bedenin artık özgür.
Tam olarak öyle bir his vücut buluyor.
Kendimi hemen! şu anda! ne olduğunu çözmeye zorlamak özgürlüğümü tehdit ediyor. Telefonda arayan "özgürlük" ihtiyacımı dile getirmek isteyen bir Asu. Ancak çakal diliyle(*) konuşuyor. "Hep aynı terane" derken "kendini zorlamanı istemiyorum, bunu daha sonra yapmakta özgürsün" demek istiyor. Ne hayat dolu bir özgürlük savunucusu aslında! Tabi ki son teknoloji zürafa kulaklığımı(**) takıp dinleyebilirsem.
Bikaç söyleyeceği şey daha çıkıyor, özgürlük ihtiyacı anlaşıldığına emin olduktan sonra. Ben sormadan o söylüyor.
-Biliyo musun bi de şu var hep aynı yerde dönüp duruyorsun, hiçbir ilerleme göremiyorum
+Yerimde saymak yerine bir ilerleme göstermemi mi isterdin?
-Elbette!
Rahatlayan bedenimde şimdi hayat doluluk hissediyorum. Heves. Yaşama isteği.
İlerlemek.. Bunun ne demek olduğunu araştırıyorum biraz. Evirip çeviriyorum, kokluyorum, dokunuyorum. İlerlemek.. Yerimde saymak yerine ilerlemek. Özlemini çektiğim bu kelimenin bendeki çağrışımlarını detaylandırıyorum.
İlerleme özlemimin bir amaca doğru ilerlemek için eyleme geçmek gibi bir karşılığını buluyorum. Bunu tanımlayabildiğimde sanki artık ayağım yere basıyor gibi hissediyorum. Netim.
Sanki o en başta huzursuz sesiyle telefonda "mızmızlanan Asu" da anlaşıldığı hissiyle arkasına yaslanıyor.
Ne yapabilirim diye araştırıyorum bu kez.. Bi süre sonra cevap çıkıp geliyor.. Şiddetsiz İletişim'le ilgili tecrübe ettiklerimi somutlaştırmak diyorum.. Gözümle görebileceğim, belki sonra dönüp okuyabileceğim, belki birilerinin okuyabileceği yazılar yazmak şeklinde bir eylem öneriyorum kendime..vakti geldikçe. aşka geldikçe.
Üstüme oturan öküz kalkıyor, bu satırları yazarken. Demek ki diyorum tüm Asu'lardan aldığım oybirliğiyle evet!
Büyük bir keyif aldım yazıyı yazarken. Hazır olduğum için. İstediğim için. Merak ettiğim için. Gönlümden yükseldiği için. İhtiyaçlarımı gördüğüm ve görmekle onlara can verebildiğim için, kıpır kıpır kanlı canlı hissettiğim için. İçimdeki ve dışımdaki hayata büyük bir sevgi duyabildiğim için.
(*) Çakal dili, Şiddetsiz İletişim'de yargıları, etiketleri içeren dili tanımlamak için kullanılır.
(**) Zürafa kulağı, Şiddetsiz İletişim'de empatiyle dinleme becerisini tanımlamak için kullanılır.

Teşekkürler. Yarabandı oldu şuan kanayan yerlerime.. sonra ilaç gibi olacak biliyorum. Bir kilitli kapının önündeydim... o kapı aralandı... iyi ki... iyi ki... yazdıran o güce teşekkürler. Merhaba.
YanıtlaSilYeni gördüm mesajınızı. Merhaba. Aralanın kapıyı düşününce genişledim, keyiflendim. Teşekkür ederim yazdığınız için.
YanıtlaSil