ÇAKALI SOBELEMEK (Yargıları farketmek)
ÇARPIK MESAJ
Etiketler, unvanlar, roller, inanışlar, doğru'lar yanlış'lar.. Bugüne kadar beni ben yapmaya yardımcı oldular; bazılarıyla kişiliğimi tanımladım; bazılarıyla hayatta kaldım; acıdan, sızıdan "azad" oldum bazıları sayesinde.
Belki daha bir çoğu gizlide saklıda sinsice bekliyor. Adını, sanını bilmiyorum. Kimdir, necidir, ne zamandır benimle bilmiyorum.
Ömür boyu sürecek bu yolculukta ağzımdan çıkan ya da içimden (ışık hızıyla) geçen yargılarımı farkedebilmek, içimde gizlice yaşayan "çakallarım"ı sobelemek; kendimi anlamak, tanımak, hayatı daha şahane hale getirmek için altın birer fırsat.
Ne zaman başkasını ya da kendimi suçlasam, ne zaman birinin yaptığı bir şeyi yanlış bulsam, ne zaman birisine belli belirsiz "gıcık" olsam, orada sinsi sinsi gezen bir çakal var demektir.
Ya da adı konmayan, üstü örtülen, önemsenmeyen, sıkı sıkı tutulan bir inanış. Bir etiket. Bir rol. Bir mecburiyet.
İçindeki güzel mesaja dikkat vermediğim sürece çakalın çarpık mesajına inanabilirim. Bu da beni gerçeklerle, gerçek olmayanı karıştırmaya götürür. Kendimi gerçeklerle yargılarımı, değerlendirmelerimi karıştırıyor halde bulabilirim. Buradan da yol muhakkak birine fatura kesilecek bir yere çıkar.
Farklı formlarda ve ölçülerde vücut bulabilir bu hal. Kırılmamak için savunma mekanizmaları geliştirmek, güçlü durmaya çalışmak ve fakat dolunca patlamak, uzun süredir taşınan huzursuzluk, kendine güvenmemek, insanlara güvenmemek, nefret, kin..
Benim kendimi hayattan mahrum bırakma konusunda favori seçimim (şefin seçimi) kurban söylemleri, artık kendisini epey tanıyorum, ama tanıdım diye elini ayağını çekmedi tabi ki, ara ara ziyarete gelmeye devam ediyor. "Zaten ben haketmiyorum" "herşey yine benim üstüme yük oldu" "hep yanlış kararlar veriyorum" gibi gibi..
Bu mesajlara inanırsam nasıl bir ruh haline girebileceğimi tahmin edersiniz.
ÇAKALI SOBELEMEK
Yargılar, içimde fısıltıyla ya da avaz avaz dile gelebilir. Sinsice ya da apaçık olabilir. İçimde ya da sesli olarak hayat bulabilir.

Marifet "gördüm seni çakal, sobe!" diyebilmek.
Bunu diyebildiğimde sonraki adımlara doğru ilerleyebilirim.
Çakal düşüncelere bazı örnekler vereyim,
Kendime karşı :
Başkasına karşı :
En iyisi şöyle olmalı, bu yapılan doğru değil..
Biraz akıllı olsaydın böyle olmazdı
Senin yüzünden oldu
Bu insan sinirimi bozuyor, katlanamıyorum
İnsanlar birbirine ilgi göstermeli
Şuna bak, umursamazın teki
Bu sesleri, düşünceleri farketmedikçe, dikkat vermedikçe o kadar kanıksar hale gelirim ki "görmek""farketmek" "sobelemek" güç olabilir.
KOLAY BİR YOLU VAR MI?
1- Bedenimle bağlantıda olmak
İlk adım bedenime bakmak, bedenimi dinlemek. Zihinsel bir süreç içinde düşüncelerimi, yargılarımı takipe, ayrıştırmaya, tanımlamaya girmeden önce en hakiki sinyalleri alabilmek için "içinde yaşadığım bu ev"e sahip çıkmak.
Nefesimi tutuyor muyum, kalbim sıkışmış mı, ellerim soğuk mu, göğsümde bir ağırlık mı var, yüz kaslarım gergin mi.. gibi tarama yapıyorum.
Bu sinyallerin mesajı, "bi diyeceğim var".
2- Duygularımı misafir edebilmek
Bedenimdeki sinyalleri farkedince merakımı, hangi duygunun ziyarete geldiğine yöneltebilirim.
Bedenimi dinlemeyi pratik ettikçe, hangi bedensel durumların hangi duyguların öncüsü olduğunu da tahmin edebilirim.
Ben mesela, sinirli hissettiğimde bedenim kasılıyor, bağırmak istiyorum ve bağırmamak için kaslarımı geriyorum. Sohbette kopuk hissettiğimde nefesimi tutuyorum, ve sık sık sesli nefes veriyorum, ofluyorum, dikkatimi dağıtmak için etrafa bakıyorum.
Sizinkiler öyle mi bilmiyorum ama benim duygularım çok alıngan. Onları farkedince onlara "hoşgeldin" demezsem küsüyorlar, arkalarını dönüp gidiyorlar. "Korkacak bir şey yok", "ağlama, hadi gül biraz", "endişelenme, herşey yoluna girecek" gibi söylemlerle duygularımı küçümsemek onları yok saymama sebep olur. Yoksaya yoksaya artık onları tanıyamaz hale gelebilirim. Korku neydi, üzüntü neydi, endişe neydi.. "Şu şu duygulara kapılmayayım, yoksa içinden çıkamam", "fazla düşünmeyeyim, başedemem" diye geçiyorsa içimden, bu da bi duygu, korkmuş ya da , endişeli olabilirim. Ve belki bu sebeple üstünü örtmeye çalışıyorum. En canlı olan duygu buysa buna bakabilirim.
Katman katman, zamanla derinleşebilirim.
Ancak hatırlatmak isterim ki bunların hiçbiri "yapmak zorunda" olduğum şeyler değil. İhtiyaçlarım beni buna yöneltiyorsa, içimden geliyorsa, istiyorsam..acele etmeden, kendimi zorlamadan, şefkatle, kendi hızımda.
3- Çakalı sobelemek
Bedendeki sinyalleri ve/veya duygularımı buyur ettikten, nedir kimdir tanıdıktan sonra "ey öfke hayırdır, neden geldin, mesajın nedir" diyorum.
Ve işte bu noktada çakal giriyor devreye. Bu soruya cevap veren, mesajı çarpık şekilde ileten bir çakal oluyor orada.
"Saçma sapan konuşuyor, kendini ne sanıyor"
Sobe! diyorum işte bu noktada.
Sobelediğimde yazmak çok faydalı geliyor bana. Yazamıyorsam dikkatimi içime çeviriyorum.
Bir mesajla bitmiyor genelde. 3-4 belki daha fazla mesajı olabiliyor.
Bir noktada (şimdilik) "en dipteki" "en güçlü" mesaja geliyorum.
Çakal : Artık seni sevmiyor işte, konuşmasından belli
Zürafa : Sevilmediğini mi düşünüyorsun, üzgün müsün?
Çakal : Evet
Öfkeyle başlayan bir diyalog üzüntüyle ve "sevilmek istiyorum" gibi kıymetli bir mesajla son bulabiliyor.
ÇAKALLARIM OLMADAN ASLA!
Şiddetsiz İletişim'i ilk pratik etmeye başladığımda, yıllar içinde emek emek oluşturduğum, beni ben yapan yargılarımdan "vazgeçmek" istemedim.
Konu vazgeçmek değilmiş, sonra bunu anladım.
Yıllardır benimle olan "çakallarım", dünyayı kendi yöntemiyle anlamaya çalışan sevgili zihnimin filtreleri aslında. Yok olmalarına değil dağılmalarına ve başka şeylere dönüşmelerine izin vermeye çalışıyorum. Çarpık bir şekilde dile gelen mesajlarının ardındaki güzelliği görmeye dikkatimi veriyorum.
Ve geldiklerinde davulla zurnayla karşılıyorum, bu sefer hangi kıymetli mesajı getirdi acaba diye can kulağıyla dinliyorum. Dinlediğim her seferde mesajı "sevilmek istiyorum" "ilgi istiyorum" "dinlenmek istiyorum" gibi hep hayatımı güzelleştirecek şahane şeyler oluyor.
Çakalları sobeleyebilmek, güzel mesajlarını duyabilmek ve hayatı daha şahane yaşayabilmek dileğiyle..
Etiketler, unvanlar, roller, inanışlar, doğru'lar yanlış'lar.. Bugüne kadar beni ben yapmaya yardımcı oldular; bazılarıyla kişiliğimi tanımladım; bazılarıyla hayatta kaldım; acıdan, sızıdan "azad" oldum bazıları sayesinde.
Belki daha bir çoğu gizlide saklıda sinsice bekliyor. Adını, sanını bilmiyorum. Kimdir, necidir, ne zamandır benimle bilmiyorum.
Ne zaman başkasını ya da kendimi suçlasam, ne zaman birinin yaptığı bir şeyi yanlış bulsam, ne zaman birisine belli belirsiz "gıcık" olsam, orada sinsi sinsi gezen bir çakal var demektir.
Ya da adı konmayan, üstü örtülen, önemsenmeyen, sıkı sıkı tutulan bir inanış. Bir etiket. Bir rol. Bir mecburiyet.İçindeki güzel mesaja dikkat vermediğim sürece çakalın çarpık mesajına inanabilirim. Bu da beni gerçeklerle, gerçek olmayanı karıştırmaya götürür. Kendimi gerçeklerle yargılarımı, değerlendirmelerimi karıştırıyor halde bulabilirim. Buradan da yol muhakkak birine fatura kesilecek bir yere çıkar.
Farklı formlarda ve ölçülerde vücut bulabilir bu hal. Kırılmamak için savunma mekanizmaları geliştirmek, güçlü durmaya çalışmak ve fakat dolunca patlamak, uzun süredir taşınan huzursuzluk, kendine güvenmemek, insanlara güvenmemek, nefret, kin..
Benim kendimi hayattan mahrum bırakma konusunda favori seçimim (şefin seçimi) kurban söylemleri, artık kendisini epey tanıyorum, ama tanıdım diye elini ayağını çekmedi tabi ki, ara ara ziyarete gelmeye devam ediyor. "Zaten ben haketmiyorum" "herşey yine benim üstüme yük oldu" "hep yanlış kararlar veriyorum" gibi gibi..
Bu mesajlara inanırsam nasıl bir ruh haline girebileceğimi tahmin edersiniz.
ÇAKALI SOBELEMEK
Yargılar, içimde fısıltıyla ya da avaz avaz dile gelebilir. Sinsice ya da apaçık olabilir. İçimde ya da sesli olarak hayat bulabilir.

Marifet "gördüm seni çakal, sobe!" diyebilmek.
Bunu diyebildiğimde sonraki adımlara doğru ilerleyebilirim.
Çakal düşüncelere bazı örnekler vereyim,
Kendime karşı :
Amma da salağım, yine yapamadım
Ne kadar kötü bir anneyim
Berbat durumdayım
Herkes hayatını kurmuş, ben saçma sapan şeylerle uğraşıyorum
Bu yaştaki diğer insanlar gibi değilim
Daha çok şey başarmalıydım
(Biri beni durdursun :)
Ne kadar kötü bir anneyim
Berbat durumdayım
Herkes hayatını kurmuş, ben saçma sapan şeylerle uğraşıyorum
Bu yaştaki diğer insanlar gibi değilim
Daha çok şey başarmalıydım
(Biri beni durdursun :)
Başkasına karşı :
En iyisi şöyle olmalı, bu yapılan doğru değil..
Biraz akıllı olsaydın böyle olmazdı
Senin yüzünden oldu
Bu insan sinirimi bozuyor, katlanamıyorum
İnsanlar birbirine ilgi göstermeli
Şuna bak, umursamazın teki
Bu sesleri, düşünceleri farketmedikçe, dikkat vermedikçe o kadar kanıksar hale gelirim ki "görmek""farketmek" "sobelemek" güç olabilir.
KOLAY BİR YOLU VAR MI?
1- Bedenimle bağlantıda olmakİlk adım bedenime bakmak, bedenimi dinlemek. Zihinsel bir süreç içinde düşüncelerimi, yargılarımı takipe, ayrıştırmaya, tanımlamaya girmeden önce en hakiki sinyalleri alabilmek için "içinde yaşadığım bu ev"e sahip çıkmak.
Nefesimi tutuyor muyum, kalbim sıkışmış mı, ellerim soğuk mu, göğsümde bir ağırlık mı var, yüz kaslarım gergin mi.. gibi tarama yapıyorum.
Bu sinyallerin mesajı, "bi diyeceğim var".
2- Duygularımı misafir edebilmek
Bedenimdeki sinyalleri farkedince merakımı, hangi duygunun ziyarete geldiğine yöneltebilirim.
Bedenimi dinlemeyi pratik ettikçe, hangi bedensel durumların hangi duyguların öncüsü olduğunu da tahmin edebilirim.
Ben mesela, sinirli hissettiğimde bedenim kasılıyor, bağırmak istiyorum ve bağırmamak için kaslarımı geriyorum. Sohbette kopuk hissettiğimde nefesimi tutuyorum, ve sık sık sesli nefes veriyorum, ofluyorum, dikkatimi dağıtmak için etrafa bakıyorum.
Sizinkiler öyle mi bilmiyorum ama benim duygularım çok alıngan. Onları farkedince onlara "hoşgeldin" demezsem küsüyorlar, arkalarını dönüp gidiyorlar. "Korkacak bir şey yok", "ağlama, hadi gül biraz", "endişelenme, herşey yoluna girecek" gibi söylemlerle duygularımı küçümsemek onları yok saymama sebep olur. Yoksaya yoksaya artık onları tanıyamaz hale gelebilirim. Korku neydi, üzüntü neydi, endişe neydi.. "Şu şu duygulara kapılmayayım, yoksa içinden çıkamam", "fazla düşünmeyeyim, başedemem" diye geçiyorsa içimden, bu da bi duygu, korkmuş ya da , endişeli olabilirim. Ve belki bu sebeple üstünü örtmeye çalışıyorum. En canlı olan duygu buysa buna bakabilirim.
Katman katman, zamanla derinleşebilirim.
Ancak hatırlatmak isterim ki bunların hiçbiri "yapmak zorunda" olduğum şeyler değil. İhtiyaçlarım beni buna yöneltiyorsa, içimden geliyorsa, istiyorsam..acele etmeden, kendimi zorlamadan, şefkatle, kendi hızımda.
3- Çakalı sobelemek
Bedendeki sinyalleri ve/veya duygularımı buyur ettikten, nedir kimdir tanıdıktan sonra "ey öfke hayırdır, neden geldin, mesajın nedir" diyorum.
Ve işte bu noktada çakal giriyor devreye. Bu soruya cevap veren, mesajı çarpık şekilde ileten bir çakal oluyor orada.
"Saçma sapan konuşuyor, kendini ne sanıyor"
Sobe! diyorum işte bu noktada.
Sobelediğimde yazmak çok faydalı geliyor bana. Yazamıyorsam dikkatimi içime çeviriyorum.
Bir mesajla bitmiyor genelde. 3-4 belki daha fazla mesajı olabiliyor.
Bir noktada (şimdilik) "en dipteki" "en güçlü" mesaja geliyorum.
Çakal : Artık seni sevmiyor işte, konuşmasından belli
Zürafa : Sevilmediğini mi düşünüyorsun, üzgün müsün?
Çakal : Evet
Öfkeyle başlayan bir diyalog üzüntüyle ve "sevilmek istiyorum" gibi kıymetli bir mesajla son bulabiliyor.
ÇAKALLARIM OLMADAN ASLA!
Şiddetsiz İletişim'i ilk pratik etmeye başladığımda, yıllar içinde emek emek oluşturduğum, beni ben yapan yargılarımdan "vazgeçmek" istemedim.
Konu vazgeçmek değilmiş, sonra bunu anladım.
Yıllardır benimle olan "çakallarım", dünyayı kendi yöntemiyle anlamaya çalışan sevgili zihnimin filtreleri aslında. Yok olmalarına değil dağılmalarına ve başka şeylere dönüşmelerine izin vermeye çalışıyorum. Çarpık bir şekilde dile gelen mesajlarının ardındaki güzelliği görmeye dikkatimi veriyorum.
Ve geldiklerinde davulla zurnayla karşılıyorum, bu sefer hangi kıymetli mesajı getirdi acaba diye can kulağıyla dinliyorum. Dinlediğim her seferde mesajı "sevilmek istiyorum" "ilgi istiyorum" "dinlenmek istiyorum" gibi hep hayatımı güzelleştirecek şahane şeyler oluyor.
Çakalları sobeleyebilmek, güzel mesajlarını duyabilmek ve hayatı daha şahane yaşayabilmek dileğiyle..

Yorumlar
Yorum Gönder