Kendimle bağlantı - İki farklı hikaye

Bu sabah ve dün sabah oğlum Deniz (2.5) bağırarak ve ağlayarak uyandı. Saat 6.30 da. Hasta değil, ihtiyaç duyduğu bir şey var mı diye soruyorum, cevap vermiyor, sadece bağırıyor. Yeni tecrübe ettiği bir uyanma süreci diyelim. Güne onun kulaklarımdan girerek beynimdeki bütün nöronları zıplatan ve bütün vücudumda panik yaratan ağlamasıyla başlamak, hayal ettiğim başlangıç değildi şüphesiz. Güne kahvaltı hazırlayarak, kızım Mercanın (7) öğle yemeğini hazırlayarak, Denizi oyun grubu için evden çıkmaya ikna edip arabaya bindirmek için 40 takla atarak devam ettim.

Geçtiğimiz haftasonu eğitim için harika bir ormanın içinde yer alan bir eğitim mekanında uyudum. Mekandaki kıpırtılarla gözümü yavaş yavaş açtığımda, ağaçlarda oynaşan kuşların sesi geliyordu. Birkaç dakika yatakta uzanmaya devam ettim ve kuş seslerini dinledim. Ardından güne nefesimi farkederek ve meditasyon yaparak devam etme şansı buldum.

Bu hikayeleri okuyunca ne hissettiniz?

Biri acınacak biri de kıskanılacak bir hikaye mi?

Her iki hikaye içinde de gerçekle, kendimle bağlantı mümkün mü ?

(Yazının burasında birkaç nefes durup mümkünse kalem kağıdı alıp gerçekle, anla, bedeninle, kendinle bağlantı kurmakta zorlandığın ve bu bağlantıyı daha kolay bulduğun iki an düşünür müsün/yazar mısın?)

Bu sabah bütün bunlar olurken kontrol çıkmadıysam, sesimin kontrolünü (eskiden çok daha sık olduğu gibi) kaybetmediysem, sonradan pişman olacağım sözler sarfetmediysem, söylenerek sabahın ve günün geri kalanının tadını kaçırmadıysam..

bütün bunları bulabildiğim birkaç nefeslik arada durup nefesimi dinlemeye ve içimdeki sabırsızlığı görmeye, sakinlik ve huzur ihtiyaçlarımın karşılanmadığını farketmeye borçluyum.  Sabaha istediğim gibi sakin ve huzurlu bir başlangıç yapamadığım için içimde yükselen sabırsızlığın, ihtiyaçlarımın karşılanmamasından duyduğum üzüntüye dönüşmesine izin verdim. Ben sadece durdum ve gördüm aslında, dönüşüm kendiliğinden geldi.

Şu anda bu ihtiyaçlarımı karşılamanın acele bir yolunu bulmaya çalışmak, bulamadığım için sabırsızlanmak, sabırsızlıktan öfkeye, öfkeden ağzımdan istemediğim tonda istemediğim hadi'ler, istemediğim başka sözler çıkması yerine Deniz'e yumurta pişirdiğim anda (aynı anda Mercan'ın durmadan soru sorduğu, Deniz'in anne pişmedi mi diye sonsuz kere sorduğu o anda) sakinlik ve huzur ihtiyaçlarımın karşılanmamasının üzüntüsüyle durdum.

Herkes okula, işe, oyun grubuna gittikten sonra 10 dakika uzanarak nefesimi dinledim ve bu bana güne başlamak için ihtiyaç duyduğum sakinlik ve huzuru verdi, tam istediğim anda değil ancak yaklaşık 1 saat sonra.. ardından sevdiğim bir müziği açarak, kahvemi hazırlayarak yapılacaklara daldım.

İkinci durumda, eğitim mekanında kuş sesleriyle uyanırken, evet, kendimle bağlantıyı destekleyen bir ortamdaydım. Ancak hayatı kutlama şansımı kaçırmak istemem. Bu deneyim "çok güzeldi" demek çok kuru bir tanım gibi geliyor bana ve deneyimime dair hiçbir şey anlatmıyor. Neye minnet duyduğuma bakmak, neye kızdığıma, neye üzüldüğüme bakmak kadar kıymetli. İfademi biraz daha zenginleştirirsem;  eğitim mekanında uyandığımda, kuş seslerini duymak ve kendi ritmimde bedenimle bağlantı kurma şansı bulmak, sakinlik ve huzur ihtiyacımı karşıladığı için keyif duydum.

Son olarak şimdi bütün bunları yazıp ifade edince daha net farkediyorum ki sabaha ailecek masanın etrafında oturarak, çocukların sabah enerjisiyle, neşesiyle, meraklarıyla başlamak ne büyük zenginlik.. bu his yüzüme bir neşe olarak yayılıyor. Yasa izin vermek hayatı kutlamaya da alan açıyor.

Yasımın üstünden atlamadan dile getirsem ve kutlamaları cömertlikle ifade etsem hayat zenginleşir mi? 🌿









Yorumlar

Popüler Yayınlar