Seni duyamıyorum!
Birbirlerine doğru yürürken gülümsüyorlar.
Farkında olsalar da olmasalar da buluşmanın nasıl gideceğine dair öngörüleri hazır bile.
Hani dizilerin girişinde önceki bölümlerin özeti geçiyor ya, tam öyle.
Şunlardan bahsederiz, güleriz, belki ağlarız.. gibi şeyler geçiyor hızla zihinlerinden.
Ve planlar.. Şöyle dediğimde bir gerginlik yaşamıştık, o konulara girmeyeyim..
Ya da şunu sorduğunda ne diyeceğimi şaşırıyorum, onu hiç sormasa bari..
"Selam"
"Selam..Seni gördüğüme sevindim"
"Ben de.."
Toplamda 3 cümle etmiş gibi görünürlerken içlerinde önceki bölümlerin özetleri, gelecek bölümlerin fragmanları oynuyor.
Hızlıca sohbete dalıyorlar. Zaman ilerledikçe içerdeki perdede çeşit çeşit bölümler gösteriliyor.
Bazen drama.
"Ah niye öyle dedim, benden nefret etti kesin.."
"bunu diyince üzdüm onu, benden uzaklaşacak"
Bazen romantik komedi.
"Beni seviyor!!"
Bazen korku filmi.
"Aynısını şu kişi şurda demişti ve sonrasında böyle olmuştu..ya yine öyle olursa!? "
Sohbet böylece sürerken iplerin gerildiği bir ana geliyorlar!
Zihinlerinde kim haklı, kim haksız mahkemesi kurulmuş dava görülmeye başlamış bile.
Bedenlerde ziller çalıyor. Bu bir anda, kısacak bir anda peydah olan "yabancılaşma","kutuplaşma" haliyle kendilerine ne iyi gelecek anlatıyorlar. Sessizlik istiyorum diyor biri, bir de sıcaklık. İçerideki gürültüden, karmaşadan öyle yoruldum ki şu kasları germeyi bırakıp biraz öne doğru kapansak ne de iyi gelirdi diyor, diğeri. Şu nefesi tutmasan, böylesi iyi gelmedi..
Duyamıyorlar bunları.
Gerili ipleri sıkı sıkı tutuyorlar ellerinde ama, öyle değilmiş gibi başka konulara geçiyorlar.
Beden katı, çene gergin. Beden panikte, yumruklar sıkı.
O katılık gerginlik, panik, sıkılık bakmazsak, üzerini kapatırsak gider sanıyorlar.
Şimdi durduk yere gerçekleri konuşmaya ne gerek var..
Her şey yolunda(ymış gibi), böyle güzel işte diyorlar.
Oysa ki..
Gözlerini kendine dikmiş, hatalarını sayıyor biri, başka bir şey göremiyor.
Kulakları içinde sürüp giden hikayelere öyle dikkat kesilmiş ki başka bir şey duyamıyor.
Konuşuyor, anlatıyor da bu konuşup, anlatan kim, sorsak o da bilmiyor.
Gözlerinden alevler çıkıyor diğerinin, bakıyor ama karşısındakini göremiyor.
Kulaklarından dumanlar çıkıyor, kelimeleri işitiyor ama dinleyemiyor.
Olanı bir gün lazım olursa diye defterlere yazıyor.
Belki bu buluşma böylece bitecek.
Bu "küçük" olayı da "olaysız" atlattık diye bi' anlığına rahatlayacaklar.
Korku hikayeleriyle sarılmışsa etrafları, kim bilir ne kadar zaman bir araya gelmeye cesaret bulamayacaklar.
Drama hikayeleri revaçtaysa, "kimse beni anlamıyor" rafına bir bölüm daha koyacaklar.
Ya da aksiyon günü geldiğinde, yıllar sonra da olsa, bu güne şööyle bir güzel değinecekler.
Kim bilir belki de başka bir yolu vardır?
Bedenin gönderdiği mesajlarda neler gizlidir?
Kalplerine sorsak neler anlatırlar?
Farkında olsalar da olmasalar da buluşmanın nasıl gideceğine dair öngörüleri hazır bile.
Hani dizilerin girişinde önceki bölümlerin özeti geçiyor ya, tam öyle.
Şunlardan bahsederiz, güleriz, belki ağlarız.. gibi şeyler geçiyor hızla zihinlerinden.
Ve planlar.. Şöyle dediğimde bir gerginlik yaşamıştık, o konulara girmeyeyim..
Ya da şunu sorduğunda ne diyeceğimi şaşırıyorum, onu hiç sormasa bari..
"Selam"
"Selam..Seni gördüğüme sevindim"
"Ben de.."
Toplamda 3 cümle etmiş gibi görünürlerken içlerinde önceki bölümlerin özetleri, gelecek bölümlerin fragmanları oynuyor.
Hızlıca sohbete dalıyorlar. Zaman ilerledikçe içerdeki perdede çeşit çeşit bölümler gösteriliyor.
Bazen drama.
"Ah niye öyle dedim, benden nefret etti kesin.."
"bunu diyince üzdüm onu, benden uzaklaşacak"
Bazen romantik komedi.
"Beni seviyor!!"
Bazen korku filmi.
"Aynısını şu kişi şurda demişti ve sonrasında böyle olmuştu..ya yine öyle olursa!? "
Sohbet böylece sürerken iplerin gerildiği bir ana geliyorlar!
Zihinlerinde kim haklı, kim haksız mahkemesi kurulmuş dava görülmeye başlamış bile.
Bedenlerde ziller çalıyor. Bu bir anda, kısacak bir anda peydah olan "yabancılaşma","kutuplaşma" haliyle kendilerine ne iyi gelecek anlatıyorlar. Sessizlik istiyorum diyor biri, bir de sıcaklık. İçerideki gürültüden, karmaşadan öyle yoruldum ki şu kasları germeyi bırakıp biraz öne doğru kapansak ne de iyi gelirdi diyor, diğeri. Şu nefesi tutmasan, böylesi iyi gelmedi..
Duyamıyorlar bunları.
Gerili ipleri sıkı sıkı tutuyorlar ellerinde ama, öyle değilmiş gibi başka konulara geçiyorlar.
Beden katı, çene gergin. Beden panikte, yumruklar sıkı.
O katılık gerginlik, panik, sıkılık bakmazsak, üzerini kapatırsak gider sanıyorlar.
Şimdi durduk yere gerçekleri konuşmaya ne gerek var..
Her şey yolunda(ymış gibi), böyle güzel işte diyorlar.
Oysa ki..
Gözlerini kendine dikmiş, hatalarını sayıyor biri, başka bir şey göremiyor.
Kulakları içinde sürüp giden hikayelere öyle dikkat kesilmiş ki başka bir şey duyamıyor.
Konuşuyor, anlatıyor da bu konuşup, anlatan kim, sorsak o da bilmiyor.
Gözlerinden alevler çıkıyor diğerinin, bakıyor ama karşısındakini göremiyor.
Kulaklarından dumanlar çıkıyor, kelimeleri işitiyor ama dinleyemiyor.
Olanı bir gün lazım olursa diye defterlere yazıyor.
Belki bu buluşma böylece bitecek.
Bu "küçük" olayı da "olaysız" atlattık diye bi' anlığına rahatlayacaklar.
Korku hikayeleriyle sarılmışsa etrafları, kim bilir ne kadar zaman bir araya gelmeye cesaret bulamayacaklar.
Drama hikayeleri revaçtaysa, "kimse beni anlamıyor" rafına bir bölüm daha koyacaklar.
Ya da aksiyon günü geldiğinde, yıllar sonra da olsa, bu güne şööyle bir güzel değinecekler.
Kim bilir belki de başka bir yolu vardır?
Bedenin gönderdiği mesajlarda neler gizlidir?
Kalplerine sorsak neler anlatırlar?

Yorumlar
Yorum Gönder